Menu

Surah Al-Waqi'ah

Vâkıa

Chapter 56 of 114

Güzel Kuran Okuryazarlığı

Surah Al-Waqi'ah

Recited by Salaah Bukhaatir

Overview

About this Surah

The Surah has been so named after the very first word at-tin.

At a glance

Surah 56 of 114

Translation
Turkish
Recitation
Salaah Bukhaatir

Ask the AI about this Surah

Commentary

Tafsir

<h2>Name</h2>
<p>The Surah has been so named after the very first word <em>at-tin</em>.</p>
<h2>Period of Revelation</h2>
<p>According to Qatadah, this Surah is Madani. Two different views have been reported from Ibn Abbas: first that it is a Makki Surah, and second that it is Madani. But the majority of scholars regard it as a Makki revelation, a manifest symbol of which is the use of the words <em>hadh-al-balad-il-amin</em> (this city of peace) for Makkah. Obviously, if it had been revealed at Madinah, it would not be correct to use the words "this city" for Makkah Besides, a study of the contents of the Surah shows that it belongs to the earliest period of Makkah, for in it there is no sign whatever to indicate that during the period of its revelation any conflict had started between Islam and unbelief. Moreover, it reflects the same style of the earliest revelations of Makkah period in which briefly and succinctly the people have been made to realize that the judgment of the Hereafter is necessary and absolutely rational.</p>
<h2>Theme and Subject Matter</h2>
<p>Its theme is the rewards and punishments of the Hereafter. For this purpose first swearing an oath by the habitats of some illustrious Prophets, it has been stated that Allah has created man in the most excellent of molds. Although at other places in the Quran, this truth has been expressed in different ways, for example, at some places it has been said: "Allah appointed man His vicegerent on the earth and commanded the angels to bow down to him (Al-Baqarah: <a href=/2/30>30</a>,<a href=/2/34>34</a>, <a href=/6/165>Al-Anam: 165</a>, <a href=/7/11>Al-Araf: 11</a>, <a href=/15/28-29>Al-Hijr: 28-29</a>, <a href=/27/62>An-Naml: 62</a>, <a href=/38/71-73>Suad: 71-73</a>);" at others that: "Man has become bearer of the Divine trust, which the earth and the heavens and the mountains did not have the power to bear (<a href=/33/72>Al-Ahzab: 72</a>);" and at still others that: "We honored the children of Adam and exalted them above many of Our other creatures (Bani Israil 70)," yet here the statement made on oath in particular by the habitats of the Prophets that man has been created in the finest of molds, signifies that mankind has been
blessed with such an excellent mold and nature that it gave birth to men capable of attaining to the highest position of Prophethood, a higher position than which has not been attained by any other creature of God.</p>
<p>Then, it has been stated that there are two kinds of men. those who in spite of having been created in the finest of molds, become inclined to evil and their moral degeneration causes them to be reduced to the lowest of the low, and those who by adopting the way of faith and righteousness remain secure from the degeneration and consistent with the noble position, which is the necessary demand of their having been created in the best of molds. The existence among mankind of both these kinds of men is such a factual thing which no one can deny, for it is being observed and experienced in society everywhere at all times.</p>
<p>In conclusion, this factual reality has been used as an argument to prove that when among the people there are these two separate and quite distinct kinds, how can one deny the judgment and retribution for deeds If the morally degraded are not punished and the morally pure and exalted are not rewarded and both end in the dust alike, it would mean that there is no justice in the Kingdom of God; whereas human nature and common sense demand that a judge should do justice. How then can one conceive that Allah, Who is the most just of all judges, would not do justice?</p>

Verse by verse

Surah Al-Waqi'ah · Vâkıa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. Ayah 1

    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

    Ansızın kopacak kıyamet kopunca.

  2. Ayah 2

    لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

    Kopacağına dair söylenen sözlerde yalan yok.

  3. Ayah 3

    خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

    Halkı alçaltır, yüceltir.

  4. Ayah 4

    إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا

    Yeryüzü şiddetli bir sarsıntıyla sarsılınca.

  5. Ayah 5

    وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا

    Ve dağlar, paramparça olunca.

  6. Ayah 6

    فَكَانَتْ هَبَاءً مُّنبَثًّا

    Dağılmış zerre zerre toz haline gelince.

  7. Ayah 7

    وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً

    Artık üç bölük olursunuz siz.

  8. Ayah 8

    فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

    Sağ taraf ehli, ama ne de sağ taraf ehli.

  9. Ayah 9

    وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

    Ve sol taraf ehli, ama ne de sol taraf ehli.

  10. Ayah 10

    وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ

    Ve bir de ileri geçenler ki herkesi geçmişlerdir.

  11. Ayah 11

    أُولَـٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ

    Onlardır mabutlarına yaklaştırılanlar.

  12. Ayah 12

    فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

    Naim cennetlerinde.

  13. Ayah 13

    ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ

    Öncekilerin birçoğu.

  14. Ayah 14

    وَقَلِيلٌ مِّنَ الْآخِرِينَ

    Sonra gelenlerdense azı onlardan.

  15. Ayah 15

    عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

    Altınlarla, mücevherlerle bezenmiş tahtlarda otururlar.

  16. Ayah 16

    مُّتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ

    Onlara yaslanırlar, birbirlerine karşı.

  17. Ayah 17

    يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ

    İhtiyarlamıyan delikanlı hizmetçiler dolaşır etraflarında.

  18. Ayah 18

    بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

    Kaynağından doldurulmuş şaraplarla dolu taslarla ve ibriklerle ve kadehlerle.

  19. Ayah 19

    لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

    O şaraptan başları da ağrımaz ve sarhoş da olmazlar.

  20. Ayah 20

    وَفَاكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

    Beğendikleri meyvelerden.

  21. Ayah 21

    وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

    İstedikleri kuş etlerinden sunulur onlara.

  22. Ayah 22

    وَحُورٌ عِينٌ

    Ve onlara kara gözlü huriler de var ki.

  23. Ayah 23

    كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ

    Sanki haznelerde saklanmış inciler.

  24. Ayah 24

    جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    Yaptıklarına karşılık.

  25. Ayah 25

    لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

    Orada boş ve çirkin bir söz de duymazlar, günaha ait bir söz de.

  26. Ayah 26

    إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا

    Ancak, esenlik size, esenlik denir.

  27. Ayah 27

    وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ

    Ve sağ taraf ehli, ama ne de sağ taraf ehli.

  28. Ayah 28

    فِي سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

    Dikensiz sedir ağaçlarıyla.

  29. Ayah 29

    وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

    Ve meyveleri birbirine yaslanıp istiflenmiş muz ağaçlarıyla dolu bir yerdedir onlar.

  30. Ayah 30

    وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

    Ve uzayıp giden bir gölgelik.

  31. Ayah 31

    وَمَاءٍ مَّسْكُوبٍ

    Ve çağlayaçağlaya akan sular.

  32. Ayah 32

    وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

    Ve birçok meyveler.

  33. Ayah 33

    لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

    Ne biter, zamanları geçer, ne yiyene yeme denir, yeter.

  34. Ayah 34

    وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

    ve yüksek döşekler.

  35. Ayah 35

    إِنَّا أَنشَأْنَاهُنَّ إِنشَاءً

    Şüphe yok ki biz, onların eşlerini de yeniden yarattık.

  36. Ayah 36

    فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا

    Onları, kız oğlan kız olarak halkettik.

  37. Ayah 37

    عُرُبًا أَتْرَابًا

    Cilveli, şirin sözlü, eşlerine aşık ve onlarla yaşıt kıldık.

  38. Ayah 38

    لِّأَصْحَابِ الْيَمِينِ

    Sağ taraf ehli için.

  39. Ayah 39

    ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ

    Onlarda, evvelkilerden de birçok topluluk var.

  40. Ayah 40

    وَثُلَّةٌ مِّنَ الْآخِرِينَ

    Ve sonra gelenlerden de birçok topluluk.

  41. Ayah 41

    وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ

    Ve sol taraf ehli, ama ne de sol taraf ehli.

  42. Ayah 42

    فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

    Onlar, iliklere kadar işleyen bir sam yeli içinde, kaynar sular içmedeler.

  43. Ayah 43

    وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

    Ve karardıkça kararan bir dumanın gölgesindeler.

  44. Ayah 44

    لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

    Ne bir serinlik var, ne bir güzellik var.

  45. Ayah 45

    إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

    Bundan önce onlar, nimetler içindeydi.

  46. Ayah 46

    وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنثِ الْعَظِيمِ

    Ve büyük günahları yapmada ısrar ederlerdi.

  47. Ayah 47

    وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

    Ve biz derlerdi, ölüp bir yığın toprak ve kemik olduktan sonra mı dirileceğiz?

  48. Ayah 48

    أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

    Yoksa önceden gelip geçen atalarımız mı dirilecek?

  49. Ayah 49

    قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ

    De ki: Şüphe yok, öncekiler de, sonra gelenler de.

  50. Ayah 50

    لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

    Elbette bilinen günün muayyen ve mukadder vaktinde toplanacaksınız.

  51. Ayah 51

    ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ

    Sonra da siz ey yalanlayan sapıklar, şüphe yok ki.

  52. Ayah 52

    لَآكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

    Zakkum ağacının meyvesinden yiyeceksiniz elbet.

  53. Ayah 53

    فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

    Derken karınlar, dolup şişecek.

  54. Ayah 54

    فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ

    Derken üstüne, kaynar su içeceksiniz.

  55. Ayah 55

    فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ

    Derken susuzluk illetine uğrayıp içecekiçecek de kanmayacaksınız.

  56. Ayah 56

    هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ

    Budur ceza günü ziyafetleri.

  57. Ayah 57

    نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

    Biz yarattık sizi, hala mı gerçeklemezsiniz?

  58. Ayah 58

    أَفَرَأَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

    Görmez misiniz rahimlere döktüğüm bir katre suyu?

  59. Ayah 59

    أَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ

    Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa biz mi yaratmadayız?

  60. Ayah 60

    نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

    Biz takdir ettik aranızda ölümü ve kimse geçemez önümüze bizim.

  61. Ayah 61

    عَلَىٰ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Sizin gibi bir topluluk yaratıp yerinize geçirmek istersek ve sizi de, bilmediğiniz bir şekle döndürmeyi dilersek.

  62. Ayah 62

    وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

    Ve andolsun ki ilk yaratılışı biliyorsunuz, biliyorsunuz da ne diye düşünmüyorsunuz?

  63. Ayah 63

    أَفَرَأَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

    Görmez misiniz ektiğiniz tohumu?

  64. Ayah 64

    أَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

    Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa biz mi bitirmedeyiz?

  65. Ayah 65

    لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

    Dilersek elbette onu kurutup çerçöp haline getirirdik de şaşırırkalır, nadim olurdururdunuz.

  66. Ayah 66

    إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

    Gerçekten de biz derdiniz, ziyan ettik.

  67. Ayah 67

    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    Hayır, biz mahrum olduk.

  68. Ayah 68

    أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ

    Görmez misiniz içtiğiniz suyu?

  69. Ayah 69

    أَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنزِلُونَ

    Siz mi yağdırıyorsunuz onu buluttan, yoksa biz mi yağdırmadayız?

  70. Ayah 70

    لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

    Dileseydik onu tuzlu, acı bir su haline getirirdik, hala mı şükretmezsiniz?

  71. Ayah 71

    أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ

    Görmez misiniz çakmakla çakıp yaktığınız ateşi?

  72. Ayah 72

    أَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنشِئُونَ

    Siz mi onun ağacını meydana getiriyorsunuz, yoksa biz mi meydana getirmedeyiz?

  73. Ayah 73

    نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِّلْمُقْوِينَ

    Biz onu, cehennem ateşini bir andırma ve çöllerde konup göçenlere bir fayda olarak halkettik.

  74. Ayah 74

    فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

    Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu.

  75. Ayah 75

    فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ

    Andolsun yıldızların yerlerine.

  76. Ayah 76

    وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

    Ve şüphe yok ki bu, elbette pek büyük bir anttır bilseniz.

  77. Ayah 77

    إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ

    Şüphe yok ki bu, pek güzel ve şerefli Kur'an'dır.

  78. Ayah 78

    فِي كِتَابٍ مَّكْنُونٍ

    Saklanmış bir kitapta.

  79. Ayah 79

    لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

    Ona, temiz olanlardan başkaları dokunamaz.

  80. Ayah 80

    تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ

    Alemlerin Rabbinden indirilmiştir.

  81. Ayah 81

    أَفَبِهَـٰذَا الْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

    Artık siz, bu sözü mü yalanlayacaksınız?

  82. Ayah 82

    وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

    Ve o kitaptan nasibiniz, yalnız onu yalanlamaktan ibaret mi olacak?

  83. Ayah 83

    فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ

    Hani can gırtlağa gelince.

  84. Ayah 84

    وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

    Siz de o sırada bakar durursunuz.

  85. Ayah 85

    وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

    Ve biz, ona sizden daha yakınız ve fakat göremezsiniz.

  86. Ayah 86

    فَلَوْلَا إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

    İnanmıyorsanız, ceza görmeyeceğinizi sanıyorsanız.

  87. Ayah 87

    تَرْجِعُونَهَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

    O gırtlağa gelen canı geri çevirin bakalım doğru söylüyorsanız.

  88. Ayah 88

    فَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ

    Artık o kişi yakınlaştırılanlardansa.

  89. Ayah 89

    فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

    Artık ona huzur ve rahat ve rızık ve Naim cenneti.

  90. Ayah 90

    وَأَمَّا إِن كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ

    Ve ama sağ taraf ehlindense.

  91. Ayah 91

    فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ

    Artık esenlik sana sağ taraf ehlinden.

  92. Ayah 92

    وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ

    Ve ama yalanlayan sapıklardansa.

  93. Ayah 93

    فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

    Kaynar suyla ziyafet ona.

  94. Ayah 94

    وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

    Ve cehenneme atılma.

  95. Ayah 95

    إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ

    Şüphe yok ki bu, haktır, gerçeğin ta kendisidir.

  96. Ayah 96

    فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

    Artık pek ulu Rabbinin adını anarak tenzih et onu.

About the Quran

The Quran

The Quran is the holy scripture of Islam. Muslims believe that it is the literal word of Allah (سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى), revealed to the Prophet Muhammad (صلى الله عليه وسلم) over a period of 23 years. The Quran is composed of 114 Surahs (chapters) and contains 6,236 Ayat (verses). Muslim beliefs and practices are based on the Quran and the Sunnah, the teachings and example of the Prophet Muhammad (صلى الله عليه وسلم).

The Kaaba in Mecca
A mosque in South America

Meccan Surahs

The Meccan Surahs are the earliest revelations sent down to the Prophet Muhammad (صلى الله عليه وسلم). They were revealed in Mecca, hence their name. These revelations form the foundation of the Islamic faith and contain guidance for Muslims on how to live their lives. The Meccan Surahs are also notable for their poetic beauty and lyrical prose.

Medinan Surahs

The Medinan Surahs are the later Surahs that, according to Islamic tradition, were revealed in Medina after the Prophet Muhammad's (صلى الله عليه وسلم) hijra from Mecca. They were revealed by Allah (سبحانه و تعالى) when the Muslim community was larger and more developed, as opposed to their minority position in Mecca.

Stay connected

Receive regular updates

New features, translations and reminders from AskTheQuran, straight to your inbox.

We use Mailchimp to send updates. You can unsubscribe at any time. See our privacy policy.

We may receive a commission if you click on a link and buy a product, service or similar, at no extra cost to you. Details are in the disclosure policy.